Astroloji

İnsanlar Astrolojiye Neden Ön Yargılıdır? (Ve Biz Bu İşin Neresindeyiz?)

Pek çok insanın astrolojiye, numerolojiye, tarota ve hatta kimi zaman psikolojiye bile ciddi bir ön yargıyla yaklaştığını görürüz. Birilerine bu gibi alanlara ilginiz olduğunu söylediğinizde—özellikle de bir kadınsanız—sizi adeta yeni nesil bir cadı gibi görmeye başlarlar. Ben de bu konu üzerinde az da olsa fark ettiğim analizleri ve kendi araştırmalarımı aktarmak istiyorum.

Öncelikle insanlar net ve somut olmayan, ancak olasılıklarla hesaplanan astroloji gibi alanlara neden ilgi duyar? Araştırmalar gösteriyor ki, astroloji ve benzeri alanlara ilgi duyan insanların gelecek kaygıları ve belirsizlikle başa çıkma arzuları daha fazla olabiliyor. Psikoloji literatüründe buna "Belirsizliğe Tahammülsüzlük" (Freeston et al., 1994) deniyor. İnsan geleceği ve kendini anlamak istiyor. Örneğin ben şahsen her zaman bu gibi alanlara yüzde yüz kendimi vermesem de, tam olarak bu nedenlerle kendimi bu alan üzerinde araştırmalar yaparken ve dahi geleceği öngörebilmek için saatlerimi harcarken bulabiliyorum. Elbette bu alanda meslek sahibi olan insanlara saygım sonsuz ama ben kendi adıma etkilenmeden, korkmadan bu mesleği yapamazdım; benimki konu üzerinde yapılan minik araştırmalardır.

Öte yandan, özellikle erkeklerin bu alanla ilgili konuşmaya bile tahammüllerinin olmadığını kişisel olarak defalarca deneyimledim. Bir ortamda otururken ne zaman bu konuları açsam "Saçmalık, asla inanmıyorum" gibi kestirip atan söylemlere maruz kaldım. En sık karşılaştığım da astroloji konusunda: "Madem biliyorsun hadi o zaman benim burcumu da bil!" ya da "Hadi say bakalım burcumun özelliklerini!" gibi küstahça tavırlar ve sorular oldu. Kaldı ki konuyu açıklasam ve gayet mantıklı sebepler sunsam dahi, tonlarca lafın ardından aldığım cevap yine "Bilmiyorum ya, ben inanmıyorum" oluyor. Sosyolog I. A. Waller'ın (2021) da belirttiği gibi, astroloji günümüzde "kadınsılaştırılmış" bir alan olarak etiketlendiği için erkek egemen akıl bu konuyu rasyonel bir tartışma yerine doğrudan bir üstünlük kurma veya küçümseme malzemesi haline getirebiliyor.

Meselâ diğer alanlarla ilgili konuşacak olursanız, örneğin psikoloji, aldığınız tavır bundan çok farklı olmuyor. Hâlâ psikolojik tedaviyi sadece "deli" olarak adlandırdıkları insanların aldığını düşünen büyük bir kitle var. Bu tür insanların duygusal zekâsının (Goleman, 1995) oldukça düşük olduğunu, hatta kendi duygularını dahi tam anlamıyla tespit edemediklerini ve bunun için bir çaba harcamadıklarını fark ettim. Tam bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: Duygusal olarak ne hissettiğini bilmeyen, duygu durumunun farkında olmayan biri ikili ilişkilerde ne kadar başarılı olabilir? Özellikle flört ve sevgililik konularında psikolojik farkındalığı olmayan insanların aralarındaki tek bağın yüzeysel hisler olduğunu fark etmemesi kanımca büyük bir problemdir.

Bir de tabii işin tam tersi var: Psikolojiyle ilgilendiğini söyleyen, lafı gelince "Öz farkındalık kazanıyorum" adı altında terapistiyle adeta patolojik bir narsisizm geliştiren birini kendi gözlerimle gördüm. Sosyal medyada da "Kendini sev" gibi laflarla resmen bencillik aşılandığını fark ediyorum. Evet, kendimizi sevmemiz elbette önemli; fakat bir yanlış yaptığımızda bunu ilk eleştiren de yine kendimiz olmalı, kötü davranışları normalleştirmemeliyiz.

Tarihçi Ceren Sungur'un da bahsettiği gibi, pazarlama geçmişi olan insanların bu alanları nasıl manipüle ettiği aşikâr. "Şu gün kesin savaş çıkacak" diye felaket tellallığı yapan kehanetçi astrologlar, "Kahve içerseniz frekansınız düşer, gül yağı kullanın" deyip link veren enerjiciler, "Testi yapın, yorumlarda buluşalım" deyip etkileşim peşinde koşan sözde psikologlar... Sosyolog Eva Illouz'un Duygusal Kapitalizm teorisinde anlattığı şey tam olarak bu: Alanın içinin boşaltılması ve ticarileşmesi.

Önyargıdan önce "Acaba bu insan da bir şeyler biliyor mu?" diye düşünmek gerekir.

Evet, bizi bu alandan soğutan tam olarak bunlar oldu. Ama arada bir yerde durabilmek diye de bir şey var. Ha, bir de iki kitap okuyup onun çok doğru olduğuna emin olan ve "Her şeyi ben biliyorum" havasında gezenler var, onu da sonra konuşuruz...