Her istediği olsun diye çabalayan, azmeden insanları tebrik ediyorum. Ancak bir de istediği elde edilsin diye huzursuzluk çıkaran, olmayınca da çirkinleşen insanlar var ki onlara öfkelenmekten kendimi alamıyorum.
Son zamanlarda, özellikle karşılarındaki insan yumuşak başlıysa onun üzerinde baskı kurarak istediğini almaya çalışan, insanları hayatının her alanında birer basamak gibi kullanan ve önüne bir sınır konulduğunda agresifleşen kişilerin çoğaldığını fark ettim. Bir de bunun tam tersi bir profil var: Yaşı kaç olursa olsun, istediği olmayınca hemen alınan ve küsen insanlar... (İtiraf etmek gerekirse, bunu zaman zaman ben de yapıyorum.)
Peki, bu davranışların arkasındaki sebep ne olabilir?
Araştırmalar gösteriyor ki istediği gerçekleşmediğinde huzursuzluk çıkaran bireyler, belirgin narsist özellikler sergiliyor. Her istediklerinin olması gerektiğine inanan bu kişiler, karşı tarafın sınırlarıyla karşılaştıklarında bunu doğrudan kendi öz benliklerine yapılmış bir tehdit olarak algılıyorlar. Bunun sonucunda ortaya çıkan öfke ise aslında ilkel bir savunma tepkisinden başka bir şey değil (Kohut, 1972).
İnsanları birer basamak olarak görenler ise diğer bireyleri empatiden yoksun bir şekilde değerlendirirler. Makyavelizm ve Narsizm boyutlarında, çevresindekileri yalnızca kendi hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak birer "nesne" olarak görürler. Sınırlarla karşılaştıklarında oyunları bozulduğu için yine hızla agresifleşebilirler (Paulhus & Williams, 2002).
Sınır konulduğunda alınıp çocuklaşan bireylere gelecek olursak... Bu kişiler aslında karşı tarafa pasif-agresif bir cezalandırma uygularlar. Yaşı kaç olursa olsun küsüp iletişimi kesmek, yetişkinlikten uzak, örtük bir baskı ve cezalandırma biçimidir. Buradaki temel amaç, karşı tarafa suçluluk hissettirerek istediğini kabul ettirmektir (Williams, 2007).
Daha önce "İnsanlar Astrolojiye Neden Önyargılıdır?" başlıklı yazımda da belirttiğim gibi; duygusal olarak olgunlaşmamış bireyler, bedenleri büyüse dahi çocuklukta işe yarayan kriz çıkarma ve bağırma gibi ilkel tepkilere sığınmaya devam ederler (Gibson, 2015).
Tüm bu tablodan en çok zarar görenler ise "hayır" demekte zorlanan, yumuşak başlı insanlardır. Baskın ve yönlendirici karakterlerin; uyumlu, çatışmadan kaçınan insanları adeta sömürdüğü bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır (Ames & Flynn, 2007).
İyi bir insan olmanın son derece zorlaştığı bu dünyada, nasıl bir tavır takınmamız gerektiğine karar vermekte zorlanıyoruz. İyi biri olduğumuzda kötü niyetli insanlar tarafından sömürüldüğümüz, sertleştiğimizde ise karmanın bizi cezalandıracağı hissine kapıldığımız çelişkili bir karmaşanın içindeyiz.
Peki, bu durumda ne yapmalıyız? Onu da başka bir zaman konuşuruz...